Öbürü • Carcerem

#1
05:00

Nefesini tuttu ve kaskını başına geçirdi. 'Yeni normal' kavramını aciz ve cahil insanlara benimsetmeye çalışan milletvekillerini yorgun gözlerle izleyedurdu. Televizyonu kapattıktan sonra 1+1 evinden dışarı çıktı ve yoğun sisli, buhar dolu havayı bir pipetle su içer gibi solumaya başladı. Paslanmaz çelikten üretilmiş barkodlu kartını kapısına okuttu ve kilitlendiğine emin olduktan sonra yoluna koyuldu. Yağmur başladığını gördü, hissetmenin ne olduğunu unutalı yıllar geçmişti. Bir şeyleri görmekten sıkılmıştı. Bu akşam evde bulunan tornavidasını gözlerine saplayıp intihar etmeyi düşündü. Taktığı kaskın günbegün rutinleşmesiyle birlikte intihara meyilli düşünceler de paralel olarak ilerlemeye başlamıştı. O sırada son model telefonu çaldı ve kaskın içinden konuşmaya başladı. Arayan kişi patronunun ta kendisiydi. İşe geç kaldığı için azarlandıktan sonra telefonu kapattı ve kaskın içinden GPS yardımıyla trafiğin sıkışık olup olmadığını kontrol etti. Dehşet verici bir trafik olduğunu görünce işe gitmek için alternatif yolları kullanmaya karar verdi. Halka açık olmayan bir yol olduğunu biliyordu ve bu onun canını sıkıyordu. Halktan üstün olduğunu düşünmeyi de, kendisine bu gerçeği hatırlatan şeyleri yapmayı da hiç sevmezdi. Bazen arkadaşlarıyla ev partisi yapmadan önce çoraplarını bilerek deldiği bile oluyordu. Mükemmellik, züppelik, zenginlik gibi kavramlar evden ırak olmazsa rahat edemezdi sonuçta. Geçmişin getirdiği pozitif enerjiyi arkasında bırakıp işine yoğunlaşması gerektiğinin farkındaydı. İş yerine vardığında kaskını hafif moda aldı ve kimseyle selamlaşmadan odasına geçti. Uzun bir gün onu bekliyordu.

12:00

Yemek molaları bu 'yeni normal' sonrasında akılalmaz derecede zorlaşmıştı. On santimlik bir tüp ile yemek yemenin ne kadar zor olduğunu anladığından beridir her yemek saatinde yüzü düşüyordu. Kendisine yöneltilen yemek önerilerini dikkate almadan aynı yemeği söylemeye özen gösteriyordu. Bugün de aynısını yaptı ve kendisine en sevdiği aile lokantasından güzel bir hamburger söyledi. Bu hamburgerin ta kendisi ise iş yerinde hiçbir arkadaşa sahip olmama sebebiydi. İnsanlar, onun et yediğini gördüğünde ondan uzaklaşmaya başlıyorlardı. Yediği şey yasal olsa bile insanların bakış açısına göre yasaktı. Belki resmi olarak korunuyordu ama etik açısından kabul edilemezdi. Bu durum onu leziz hamburgerine ulaşmaktan alıkoymuyordu ve ileride de koymayacağını çok iyi biliyordu. Bir gün yasaklanırsa ne yapacağını düşündü. Büyük ihtimalle kaçak olarak alacağını tahmin etti. Bu durum ona komik gelmişti, bir asır önce uyuşturucu kaçakçılığı yapılırken günümüz dünyasında hamburger kaçakçılığı yapılabilirdi. En azından kendi hükümeti buna her an zemin oluşturabilecek bir kafa yapısına sahipti. Kendisiyle sürekli çelişmesi yetmezmiş gibi bir de bunların farkına varmak kendisini adeta delirtiyordu. Yemek molasının her gün somurtmasına sebep olması bir yana, intihar düşüncelerinden en uzak olduğu, hayatının en sakin olduğu, en huzurlu hissettiği zaman da yemek molasıydı. Belki de yemek molasına bu yüzden bu kadar değer veriyordu. Onu sevecek ve ondan nefret edecek kadar değerliydi sonuçta. Malum olaydan beridir bu duyguları yaşamamıştı. Elbet bu kendi isteğiyle olan bir şey değildi. Böyle olması gerekiyordu, ne onun, ne de kimsenin başka seçeneği yoktu.

17:00

Paydos. Bugün farklı bir şeyler yapmaya karar verdi. Evinde oturup televizyon izlemek veya bilgisayarına geçip internet forumlarında insanlarla kavga etmek eskimeye başlamıştı. Hayatta yeni bir şeye ihtiyacı vardı. Yeni bir eğlence kaynağı gerekiyordu. Dışarıda iki saatten fazla kalırsa başına gelecekleri düşündü ve planlarını evde uygulamaya karar verdi. Bugün, uzun süre boyunca denemek istediği bir şeyi deneyecekti. Eve gitmeden önce markete uğradı ve iki kişiye yetecek kadar içki aldı. 'Prostituner' adlı uygulamayı indirdi ve günlük olarak fiyatlandırılmış fahişeleri incelemeye başladı. İçlerinden 19 yaşında olan birini beğendi ve sipariş verdi. Tahmini teslimat süresinin 45 dakika olduğunu görünce hevesi azaldı ve aldığı içkilerden birini açıp içmeye başladı. Beyaz şarabı 16 yaşından beri severdi. İçki etrafındaki insanları bir bir depresyona ve sona sürüklerken kendisini hayatta tutan sayılı etmenlerden biri haline gelmişti. Etrafındaki insanların ona bu sebeple imrenmesi gerektiğini düşündü. Saniyeler dakikalara evrildi ve zaman kavramı anlamını yitirdi. İşte o anda kapı çaldı. Kapıyı açtığı anda karşısındaki güzelliğin gözlerine bakakaldı. İnce kaskın içinden gözüken güzel yüzü bir süre inceledikten sonra gözleri vücuduna kaymaya başladı. Yarı çıplak, bembeyaz tenli kızı içeri davet etti ve dakikalar boyunca inceledi. Kızın kaskını kendi elleriyle çıkardı ve ellerinin kontrolünü kıza devretmeye karar verdi.

01:00

Uzun zamandır yaşamadığı hisleri bu gece yaşamış olmak onu az da olsa mutlu etmişti. Yanında yatan, ter içinde kalmış güzel kızın yanağını okşadı ve kendisiyle muhabbet etmeye başladı. "Adımı bile sormayacak mısın, güzellik?" dedi ve yanağından bir makas aldı. "Adın değil, performansın beni ilgilendiriyor." cevabını aldıktan sonra yaşadığı hislerin anlamsızlığını kendine hatırlatıp "Yine de söylemiş olayım, adım Edward. Memleketim Edinburgh." dedi. Güzel ve genç kız sigarasının dumanını içine çektikten sonra "Aksanından anlamalıydım, İskoç erkeklerinin bu kadar güçlü ve sert olabileceğini bilmiyordum." diye cevap verdi. Tekrar gülümsedi ve ayağa kalktı. "Lütfen rahatına bak, halletmem gereken birkaç iş var." dedi ve saatler önce yere fırlattığı kıyafetlerini alıp odadan çıktı. Salonunda acele etmeden giyindi ve yağan yağmuru izlemeye başladı. Zamanlamanın mükemmel olduğunu düşündü. Masada duran kaskına baktı ve kaska doğru ilerledi. Kaskının ses kaydedicisini açtı ve yaklaşık beş dakika boyunca konuştu. Konuşması bittikten sonra masada duran kaskını eliyle okşadı ve kapıya doğru ilerledi. Kapısını açtı ve dışarı çıktı. Ardından kapıyı kapatmayı unutmadı. Buharlı havanın içinde diz çöktü ve gülümsemeye başladı. Gülümseme bir süre sonra kahkahaya dönüştü. Bir bir buharlaşan hücrelerinin her birinde bir şeyler hissediyordu. Hissetmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu yıllar sonra hatırlayabilmek onu çok mutlu etmişti. Kahkaha atarken duraksadı ve son sözlerini söyledi.

"Umarım arkamdan mutluluktan öldü derler. Siktiğimin gezegeni, siktiğimin insanları, umarım bir gün hepiniz mutlu olursunuz."

SON
Off Topic
Öbürü adlı serbest kurgu serimin Carcerem adlı ilk bölümünü okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Lütfen yorumlamaktan ve değerlendirmekten çekinmeyin. Devamı farklı bir başlık üzerinden gelecek, gönül rahatlığıyla yorumlarınızı bu başlık altından yapabilirsiniz.

Buraya kadar geldiğinize göre bir hediyeyi hak ettiniz.
In universum, est inopinatum dei plenus eventus.

Re: Öbürü • Carcerem

#2
Bu serbest kurguda çağın olumusuz getirilerinin kişiyi "Bir kere tam teşekküllü mutlu olursam ölsem de gam yemem. Hatta ölmek yerinde olur." düşüncesine sürüklemesi gerçeğini gördüm. Belki bu amaçlanmamıştır fakat sanatçının niyeti ne olursa olsun eseri herkese farklı bir öykü anlatır. Bana bu gayet bariz öyküyü anlattı. Günümüz olumsuz düşüncelerine benzerliğinden olsa gerek sürükleyici idi. Hiç sıkılmadım. Bir solukta bitirdim. Gelecekçi bakış açısı bilinenden farklı yansıtılmış. Ayrıca birey topluma karşı çağdaş edebiyat konusundan parçalar görmek de gülümsetti. Bu kadar kısa bir kurguda edebiyat öğelerinin bu kadar kaliteli işlenmesi zevk verici. Bu tek seferlik bir parlamamı yoksa bir başlangıç mı? İlgi ile takip edeceğim.
Post Reply

Return to “Serbest Kurgu”

cron